28 Mayıs 2010

Euro 2016'da Karar Günü

ve bugün 3.kez aday olduğumuz Avrupa Şampiyonası'nın 2016 evsahibi belli olacak. Rakiplerimiz İtalya ve Fransa. İtalyanların bir çok farklı kesimin dile getirdiği gibi pek fazla bir gayret göstermemeleri evsahipliği için Fransa ve Türkiye'nin çekişeceği fikrini ortaya çıkıyor. Federasyonumuz adaylık sürecinde başarılı bir politika izlemekle beraber kendilerinin dediği gibi rakiplerinin eksikliklerini göstermek yerine kendi artılarımızı ön plana çıkarmaya çalıştı. Bunu aksine burada yazdığımız gibi Fransa ise Türkiye'de olmaması için nedenler bulup bunun üzerine politika izledi. Zamanının çoğunuda turnuva tarihlerinde Türkiye'de ramazan ayının olması ve bunun turnuvaya etkide bulunacağı açıklamakla geçirdi. Bu konu ile ilgili postumuz da burada. (Ramazanda 2016 Avrupa Şampiyonası).

Bugünkü İtalyan, Fransız ve Türk spor gazetelerine baktım ve çok fazla bir yer vermemişler. İtalyanlar Mourinho'nun gidişi ile uğraşırken, Fransızlar ise Rolland Garros'u gündemlerine taşımışlar. Türkiye çok öncesinden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün gidişini açıklamıştı. Federasyon Başkanı Mahmut Özgüner, bunun bile Fransızlar tarafında kopya edildiğinin ve Fransa Başbakanı Sarkozy'nin de bir konuşma yapacağını söyledi. Tabii ki, kimin önce kimin sonra karar verdiğinin önemi yok diye düşünebilirsiniz fakat sadece 12 kişi olan yönetim komitesinin oy vereceğini düşünürseniz, bunların adım adım izlendiğini fark edeceksinizdir. 

Herkes, UEFA başkanı Platini'nin Fransız olmasında dolayı turnuvanın buraya verileceğini düşünüyor. Bu çok saçma değil. Almanya, Fransa gibi ülkeler ne zaman aday oldularsa ,İngiltere de buna dahil, bu turnuvaları almışlardır. Onlara verilmeyecek bir turnuvaya da aday olmamışlardır.Bu bizim içinde geçerli her yeni stadımıza Şenes Erzik Şampiyonlar Ligi ve UEFA finalleri oynattı. Bugün Platini, Şenes Erzik ve İtalyan Abete, UEFA kuralları gereği oy kullanamayacaklar. Umarız geri kalan 12 üye kimsenin etkisi altında kalmadan oy kullanır. 

Bugünkü programda şöyle; TSI ile 10.30'da Türkiye federasyonun sunumu ile başlayacak ardından sırayla İtalya ve Fransa Federasyonları bir sunum yapacak. Saat 12:45'te kurul toplanacak ve oylama yapacaklar oylama sonucu da saat 14:00'te açıklanacak. Umarız bu büyük turnuvayu ülkemizde seyretme şansı yakalarız.


27 Mayıs 2010

Mourinho'nun Inter'e Vedası

Mourinho, Inter'i Şampiyonlar Ligi finaline çıkarması ile birlikte Real Madrid'e gideceği herkes tarafından konuşuyordu. Bu hafta Marca ile yaptığı röportajı blogda çevirmiştim ve orada da iki seçeneğinin olduğunu söylüyordu. Şampiyonlar Ligi'ni kazandıktan sonra Santiago Bernabeu'dan ayrılırken çekilen aşağıdaki video aslında Real Madrid başkanı Perez'in dünkü basın toplantısını beklememize gerek olmadığını gösteriyor. Artık Mourinho, soyunma odasında takıma ne dediyse Materazzi yıkılımış bir şekilde takım otobüsünü beklerken onu avutmakta yine Mou'ya düşüyor. Detaylı olarak açıkladım ki; millet Pique Zlatan olayında gibi başka yerlere çekmesin :)



Video youtube'tan olduğundan seyredemeyebilirsiniz. Linki burada.
http://www.youtube.com/watch?v=nUD4IxLIPuo

26 Mayıs 2010

Mourinho Röportajı - 3

M: Kibrin futbolda gerekli olduğunu hala düşünüyormusunuz?

Mou: Kibir bence anlamı belirsiz bir kelime ve çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Benim sevdiğim kibir tipi, bir oyuncunun en iyi olduğunu bilmesi ve daima kazanmak için oynaması. Eğer bir hoca küstah ama eğitimli ise bu benim için sorun değildir. Düşündüğü doğruları korkmadan söyleyebilmelidir. Bazen bunu kontrol edemeyiz çünkü bazen durumu kontrol etmemiz gerekir.

Ben değişmeyi düşünmüyorum. Ne düşünüyorsam onu söyleyeceğim ve ne söylüyorsam onu düşüneceğim. Benim kariyerim böyle başladı ve böyle bitireceğim. Geçen sene Manchester karşısında Şampiyonlar Ligi’nden elenince kendi kulübüm hakkında hoş olmayan şeyler söyledim. Bizi daha iyi oldukları ve daha iyi bir takım yapıları olduğu için elediklerini söyledim.
Kulüp yöneticileri bundan mutlu olmadılar. Benim kulüp tarafında olmam gerektiğini ve bu kadar eleştiri yapmamam gerektiğini düşündüler. Bir gün sonra, kapalı sorulara cevap verme zamanı olduğunu söyledim. Niçin kazanmayı beceremediğimizi, nerelerde iyileştirme yapmamız gerektiği, hangi oyuncuların gitmesi ve hangilerinin gelmesi gerektiği.

Bir kere daha ne düşünüyorsam onu söyledim ve söylediğim şeyi düşündüm çünkü oradan bugüne gelmemiz konusunda çok önemli bir noktaydı.

M: Yapınızdan dolayı bir çok düşmanda yaptınız.

Mou: Ben arkadaşlarımı sayarım düşmanlarımı değil. Düşman sahibi olmak bir problem değil. Tek beklentim bunları sportif düşman olması. Bazı durumlarda artı bir motive olduğu için pozitif bile olabilir. Hayatta düşmanım olmadığını düşünüyorum. Eminim ki sportif düşmanlarımda hiçbir zaman gerçek hayatta düşmanım olmayacaktır.

M: Oyuncularınızı rahatlatmak için baskıyı başka tarafa çekiyormusunuz.

Mou: Eğer bir lider karakteri varsa hiçbir şey kaybetmezsiniz. Liderlik onun getirdiği karaktere adapte olmayı gerektirir. 7-8 oyuncunuz baskı olmadan iyi oynayan geri kalanlarda baskı ile iyi oynayan oyuncular olmalıdır.

Size bir örnek vereceğim. Eğer Drogba’ya bok gibi oynadığını söylersem ertesi maç çıkar bütün golleri atar. Aynı zamanda başka bir tip oyuncuya bunu söylersem bir sonraki maç morali bozuk olduğundan topa bile dokunmaz.
(Porto'nun başında iken geldiği Şampiyonlar Ligi maçı öncesi Santiago Bernabeu'da Basın toplantısı düzenliyor)
M: Aileniz size çok eleştiri yaparmı?

Mou: Evet. Erkekler ayrı bir konu ve kadınlar ayrı. Kadınlar çok eleştireldir. Erkek evde yaşına göre bana hayranlık duyuyor. İlk başta babası olduğum ve teknik direktör olduğum için ki bütün dünyası futbol. Ünlü bir hocayım, futbol oynamayı öğretiyorum ve futbol tartışıyoruz beraber. Bunların hepsi beni onun gözünde çok ünlü biri yaptı. Ben sadece babası olmak ve beni öyle sevmesini istiyorum. Daha fazla ailemden bahsetmek istemiyorum.

M: Mağlubiyetlerden sonra da dışarı çıkıp yemek yermisiniz?

Mou: Daima, daima. Şanslıyım ki çok fazla yapmıyorum çünkü çok fazla yenilgim olmadı. Bir yenilgiden sonra dışarı çıkıp yemek yemeyeli 7 yıl oldu çünkü bu süre boyunca kaybetmedim! Bunu yapmayı seviyorum. Utanacak bir şeyim yok. Deli gibi çalışıyorum, dürüstüm, sabah 7’de evden çıkıyorum akşam 7’de eve dönüyorum. Tatil yapmıyorum. Eğer bir maçı kaybettiysem bunda bir problem olduğunu düşünmüyorum.

Benim takımımı tutan taraftarlar genellikle pozitifler, kulübün duruma da iyi ise bana moral vermeye çalışırlar. Eğer başka takımdan bir taraftar gelip de negatif bir şey söylerse bu da bir dram değildir.

M: Dışarı her zaman bodyguard ile mi çıkarsınız?

Mou: Maalesef evet. Bunu sevmediğim için bu beni etkileyen şeylerden biri fakat başka bir çare de yok. Bu yıl bir korku vardı. Polis bana karşı organize bir ağ kurulduğunu ortaya çıkardı. Dalga geçmeye bile değmez. Ailemle ne oyun oynayabilirsin ne de riske atabilirsin. Hayatta olur ama ailemle asla olmaz.

Mourinho ile kısa kısa...

En sevdiği renk: Mavi
Araba: Ferrari
Stadyum: Arena Schalke Gelsenkirchen
Film: 24
Şarkı: Filhos do dragao
Ahlak: Dürüstlük
Eksiklik: Telefon numarasını kimseye vermemesi. Arkadaşları onu unuttuğunu düşünüyor ama o arkadaşlarını ve beraber çalıştığı kimseleri asla unutmadığını söylüyor.
İnsanlarda nefret ettiği şey: İkiyüzlülük
Kitap: İncil
Tarihi bir karakter: Juan Pablo II
Politikacı: Hiçbiri
Teknik direktör olmasaydınız: Profesör olurdum
İdol oyuncunuz. Babam ve Eusebio. Babam dünyanın en iyi kalecisi değildi ama benim için öyleydi ve Eusebio dünyanın en iyi oyuncusuydu.

Mourinho Röportajı - 2
Mourinho Röportajı - 1

25 Mayıs 2010

Mourinho Röportajı - 2


Araya zaman girdiği için 2. kısmın çevirisi geç oldu. 

M: Futbolda başarı, kişisel beceri ile mi kolektif oyunla mı gelir?

Mou: Ben takım adamıyım. Kişisel başarı konusunda çok endişe etmem. Başarı sonradan gelir. Takım başarısının daha önemli olduğunu anlayan oyuncular benimle çok iyi anlaşır, sonunda takım için yaptıkları için mutlulardır. Birliktelik çalışınca oyuncuları yaptıkları da mükemmel olur. Sneijder’in bu sezonu olağandışıydı ama bir önceki öyle değildi.

M: Bir kulüp olarak Real Madrid hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mou: Büyük geçmişi ile oraya gelen bir oyuncuyu veya hocayı küçük hissettiren bir kulüp. Bechkam, Figo, Kaka ve Ronaldo geçmişlerini onunla karşılaştırdıkları zaman kendilerini küçük hissederler.

M: Spor direktörü olarak uyumlu birimisinizdir?

Mou: Branca’ya sorun. Ortak çalışmamız inanılmazdı. Farklı yapılar oldu ama güzeldi. Chelsea’de ben spor kısmını Kenyon’da ekonomik meseleleri ele aldı. Hiçbir problem çıkmadı. Inter’de Branca spor direktörü, Oriali transferden sorumlu ve ben hoca olarak rol aldık, hiçbir problem çıkmadı. Soru kimin kim olduğunu ve neyi kimin yaptığının bilinmesi.

M: Defansif oyun oynatan hoca etiketiniz var mı. Bu doğru mu?

Mou: Barcelona’ya 3 gol attık ve bu 4, 5 olabilirdi. Stamford Bridge’te Chelsea’ye karşı 5 hücum oyuncusu ile inanılmaz bir oyun çıkardık. Sonra Camp Nou’ya Airbus indirdik fakat futbol denge oyunudur. Ve şampiyonluklar kazanmak istiyorsanız bunu yapmak zorundasınızdır. Benim ekiplerim bu dengeyi kurarlar. Kısaca; gol atarlar, futbol oynarlar, agresiflerdir ve korkuları yoktur. Mücadeleci ekiplerdir.
(96-97 yılında Bobby Robson'ın Barcelona'da yardımcılığını yaparken, çevirmen olarak işe alınmıştı.)

M: İspanya’da Barcelona gibi oynamazsanız futboldan oynamayı bilmiyormusunuz gibi bir görüş hakim buna katılıyormusunuz?

Mou: Bu farklı bir şey, bu bir kültürel soru, hocalarında üzerinde bir şey. Rijkaard, Barcelona’da oynattığı futbolu Galatasaray’da oynatmıyor. Ve eğer Guardiola, İngiltereye veya İtalya’ya giderse o da takımını Barcelona gibi oynatmayacak. Bu ne gibi oyunculara sahip olduğunuza bağlı. Bordo mavili kulübeden Xavi, Iniesta, Arteta, Cesc ve buna benzer bir sürü oyuncu çıkıyor. Barcelona, Cruyff’den beri aynı tarz futbol oynayan bir okul ve Inter bir okul değil. Tarihini zaferden yazıyor.

Eğer hangisini seviyorsanız derseniz; bu Ferrari’yi mi yoksa Aston Martin’i mi seviyorsunuz diye sormaya benzer. Bir tanesini seçebilirsiniz ama diğeri bok gibi diyemezsiniz. Bunlar farklı futbol tarzları. Ve kopyası her zaman orjinalinden kötüdür. Yeni şeyler keşfetmek ve yeni şeyler vermek gerekir.

M: Gelecek sezon Real Madrid’i çalıştıracakmısınız?

Mou: Bilmiyorum. Büyük bir hoca veya oyuncu eğer Real Madrid gibi bir kulüpte çalışmazsa kariyerinde bir eksiklik olur. Real Madrid’i %100 çalıştırmak istiyorum. Bu gelecek yıl olur ya da ondan sonra. Bunu söyleyemem. (Bundan 5 gün sonra Marca’da anlaştığı haberi çıktı.)

M: O zaman, sezon sonunda Inter’i kesinlikle bırakacağınızı söyleyebilirmiyiz?

Mou: Şu andaki seçeneklerim Madrid ve Inter. 2 yıllık inanılmaz bir işten sonra bu kulübü sadece Madrid’te devam etmek için bırakırım.
(Kendisinin dediği gibi onun bu kısa sürede yaptığını kendi iş kolunda yapabilen çok az kişi var,o Special One) 

M: Dünya Kupası’nda hangi takımı favori olarak görüyorsunuz?

Mou: Şu anda tatil istiyorum. Şampiyonlar Ligi’nden sonra 1 hafta sezon öncesi planları yapacağım. Favori söylemek zor. İspanya güzel oynuyor. Arjantin, İngiltere ve Brezilya’da. Cristiano Ronaldo’lu Portekiz’inde iyi bir ekibi var fakat Dünya Kupası için yeterli değil. Ronaldo ile bile olmaz bu.

M: Eğer birine bahis oynamak zorunda olsaydın?

Mou: Yok fakat benimle çalışan veya daha önce çalışmış bir oyuncunun kazanması isterim.

M: Dünya Kupası dışında kalan oyuncular dikkatinizi çekti mi?

Mou: Hocalar gruplara konsantre oluyor. İyi oyuncularda bu durumdan dışarıda kalabiliyor. 12-13 oyuncu ile temelini oluşturdukları takımla mücadele etmeye çalışıyorlar. Ronaldinho ve Dunga yedek kalacak oyuncular değil bu da oyuncunun karakterini de ön plana çıkartıyor.

M: Şöhreti nasıl taşıyorsunuz?

Mou: Hayatımdan bir çok şey aldı. Bunlardan biri kendim için istediğim sakinlik. İnsanlar önünde sadece Antrenör Mourinho olmak istiyorum. Evime girmiş, evimin fotoğraflarını çekmiş bir gazeteci yoktur. Çocuklarımla röportaj veya onların fotoğraflarının çekilmesini de istemiyorum.

Çocuklarım sakin bir hayat yaşamalarını istiyorum, kapılarında paparazzi olmadan rahatça okula gidebilmelerini istiyorum. Şöhret, bu tip şeyler hayatımından ve ailemin hayatından aldı. Bunun karşılığında futbol bizlere çok şey verdi o yüzden oturup ağlayamayız.

Tatillerde ve boş zamanlarımda kendime ait bir yer bulup o anın tadını çıkarmaya çalışıyorum. VIP’şer dünyasında zaman geçirmiyorum. Bir tiyatro ya da müzikal galasına gitmiyorum. Milano’nun ve Londra’nın en ünlü lokantalarına da gitmiyorum. Olabildiğince normal bir hayat yaşamaya çalışıyorum.

M: Aileniz nasıl taşıyor?

Mou: Olabildiğince dengeli. Bundan daha fazlasını yapmak mümkün değil. Oğlum okulda veya top oynadığı her zaman Jose Mourinho olacak. Bunu değiştiremeyiz fakat sonra samimiyet kendi aramızda kalır.

M: Mourinho’nun normal bir günü nasıldır?

Mou: Sabah 8’de antremanda olabilmek için 7’de kalkarım. Akşam 5’e kadar da orada kalırım. Bu durumda bütün günü orada geçiririm, gazetede veya banka çalışan bir kişi gibi. Benim işim sadece antremanı izlemek değildir. Bir sürü şey yapmak zorundayım. Geri kalan zamanda aileme ve sayısı çok az olan arkadaşlarıma aittir ve çok kapalıdır. Kendi mahremiyetimi ve sükunetimi korumak için kapatmak zorunda kaldım.

Ben sakin, ailesine düşkün ve basit şeyleri seven kişiyimdir. Hiç bir şey için değişmedim. 20 yıl önce neysem şimdi de öyleyim. Bir keresinde uzun bir süre görmediğim bir arkadaşımın benim yanıma gelip değişmişimdir diye çekinerek konuşması beni çok üzmüştü. Hayır, ben aynıyım. Futbol beni değiştirmedi.
M: Televizyonda kendinizi yedek kulübesinde gördüğünüzde “cool” olduğunuzu düşünmüyormusunuz?

Mou: TV kendime hiç bakmam. Sadece analiz etmek için bir maç izliyorsam görürüm. Ben bir aktör değilim. Ben maçı oyuncularım gibi yaşamaya çalışıyorum. Başka bir deyişle tamamen konsantre oluyorum ve benim davranışlarımda bu duygulardan geliyor.

Barça’yı eledikten sonra koşmam veya Siena’yı yenip Şampiyonluğu kazandıktan sonra başım önde çıkmam o anlık davranışlardır. Planlanmamışlardır. Bir karşılaşmada nasıl davranacağımı bilmiyorum. Taraftarlar beni basın toplantılarında yaptığım açıklamalar ile de tanıyorlar ki burası insanların evlerinde girmenin bir başka yoludur. Burası çok önemli bir yerdir benim için. Bence maç hakem düdüğü çalmadan çok önce başlar.

Karşılaşmayı oynamaya basın toplantılarında başlarsınız; benimkilere, karşı tarafa ve taraftarlara mesajları orada yollarım. Benim sevmediğim şey ise, maç bittikten sonra değerlendirme yapmak. Futbol dünyasında en az sevdiğim şey bu. Bir hoca maçın değerlendirmesini oyuncuları ile yapmalı, dünyanın geri kalanı ile değil. Artık bunu değiştirmeyeceğimizden şikayet etmeye gerek yok. 

3. ve son bölüm yarın :)

21 Mayıs 2010

Mourinho Röportajı - 1


İspanyol Marca gazetesi, Real Madrid’in başına getirmeye çalıştığı Jose Mourinho ile uzun uzun bir röportaj yapmış. Bu röportajı okurken Mou hakkında bir çok şeyi fark ettiğimden çevirip sizinle paylaşmak istedim. Kazandığı başarıları lütfen dikkatlice üzerinde düşünürek okuyun, bu adamın yaptığını bir başkası yapabilirmi bilmiyorum.

Marca: Bu Cumartesi Şampiyonlar Ligi’ni (ŞL) kazandığınız takdirde, Inter için bir efsane olacağınızın farkında mısınız?

Mourinho: Inter özel bir kulüp. Uzun yıllar zorlukla yaşadı. Çok fazla para yatırdı fakat dönüşünde çok fazla bir şey elde edemedi. Kulüp, taraftarlar ve oyuncular uzun zamandır ŞL’ni bekliyor. Bu kupayı kazanmış 4 takımla maç yaptık ve hepsinden daha önemlisi bu turlarda hep ikinci maçı deplasmanda oynadık.

M: Diğer ekiplerin yolladığı oyuncular ile başarı elde etmek nasıl mümkün?

Mou: Takım çok çalıştı. Bu sadece Mourinho’nun işi değil. Branca ve Oriali ile çok iyi bir ekip oluşturduk. Hata yapma riski vardı fakat başarı ile çıktık. İlk başta, Lampard ve Carvalho’yu istedim fakat satılık değillerdi. Öncesinde Eto’o, Sneijder ve Lucio markette değildi, transfer edilmeleri imkansızdı. Daha küçük ve paraya ihtiyacı olan kulüplerde oynayan Motta ve Milito’yu hızlıca bağlayabildik. Nisan’da bizdelerdi.

Ne tip bir oyuncu profiline ihtiyacım olduğunu bilirim ve transfer için bir fırsat beklerim. Kaka, Real’e gidince bu pequeñajo (bücür anlamında bir kelime, Sneijder için kullanıyor)’yu almanın mümkün olduğunu anladım. İbra’da sezon öncesi Barcelona’ya gitmek istediğini söyleyince, Eto’o’nun kapısını açmış oldu. Aynı şey Lucio için de geçerli. Yedekle olağandışı bir şey yapmış olduk.

M: Barca’ya gol Eto’o ile mi yoksa Ibra ile mi atılır.

Mou: Bir futbolcu bir ekip için çok büyük oyuncu olurken diğeri için olmayabilir. O yüzden oyuncu seçerken onunla ne yapacağınız çok önemli. Ibra, Inter’de olağandışıydı. Şampiyonluğu bizimle, Juventus’la ve Barcelona ile kazandı. Kötü bir sezon geçirdiğini düşünmüyorum fakat Barcelona oyun anlayışı için mükemmel bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum. Çok çalışması gerek ve eminim ki seneye bu seneden daha iyi olacak. Eto’o, Sneijder ve Milito, Inter’in oyun anlayışı için mükemmel oyuncular. Wesley, Çarşamba geldi haftasonunda Milan’a karşı derbide oynadı.

M: Fakat Barcelona’da Ibrahimoviç’ten memnun değiller.

Mou: Bu iki oyuncu farklı karakterdeler. Eto’o çok alçalgönüllü biri. Barcelona’da farklı bir karakterdemiydi? Bilmiyorum. Mourinho mu onu değiştirdi? Bilmiyorum. Bildiğim şey onun büyük bir karakteri, saygısı ve eğitimi olduğu. Bir fenomen olmak istemiyor, Her zaman çok iyi antreman yapıyor, kendine bakıyor, arzulu ve hocanın söylediği pozisyonda oynuyor. Mükemmel bir şey.

Ibra bana Altın Ayakkabı’yı kazanmak ve daha iyi olmak için Barcelona’ya gitmek istediğini söyledi fakat Messi, Xavi ve Iniesta’nın olduğu bir ekipte daha iyi olmak kolay değil. Beklediği şey olmadı fakat karşılığında Eto’o’nun tam istediği şey oldu. Arzulu, hayalleri olan ve ağırbaşlı bir takım. Bu Inter bir aile ve o bunu hissediyor. Onun arzusu kazanmaya devam etmek ve ben,m olduğum bir ekipte oldukça devam edecek.

M: İkinci maçta Barcelona’ya karşı endişe ile mi oynadınız.

Mou: San Siro’daki maç Barcelona’yı şaşırttı. Onlara karşı bir ekibin böyle oynabileceğini düşünmemişlerdi. Son iki yılda kimse onları futbol açısından böyle zor duruma sokmamıştı. Bir süprizdi. Baskı kurmaya çalıştılar fakat top orada değildi, direk bir alandan üçüncü alana taşıdık ve orada da fantastik bir şekilde oynadık. Sadece ikinci maçta bahsedemezsiniz çünkü gerçek maç büyük bir taktik ve istekle oynanan birinci maçtı. Camp Nou’da bunu korumamız herkesin yapacağı şeydi. İlk maçta yaptğımız ise kimsenin yapamadığı bir şeydi ve farkta buradaydı.

M: ve ayrıca Inter 1 kişi eksikti.

Mou: Milano’da kazandığımız için korumaya çıktık. İlk maç çok rahatlıkla 5-2 bitebilirdi ama herkes 2.maçı konuşuyor çünkü bazıları kendi filozofilerini ve imajlarını korumak istiyorlar. İmajını ortaya çıkaran bir konuşma yapmak çok kolay. Bir tarihi Barcelona’da sahaya otobüs koydular diye yazmaya çalışıyorlar. Otobüs koymadık, kanatları açık Airbus A-340 koyduk. Soru ise niçin? Çünkü; Motta, Sneijder, Pandev, Eto’o ve Milito ile 3-1 kazandık ve Pandev’i çıkardığımda Balotelli’yi koydum. İşte Inter o zaman kazandı.

M: Van Gaal’e ne boçlusunuz?

Mou: Barcelona gibi bir kulüpte onunla 3 yıl çalışma fırsat çok büyüktü. Hayvan gibi çalıştım. Sahada görevlerim vardı, rakipleri izlemeye gittim, bilgileri hazırladım, rakiple konuştum, takımı çalıştırdım. Ona çalışmamla ve terimle ödedim. Van Gaal büyük bir hoca ve benimle çok dürüst biri. O yüzden hayatımdaki bazı kararlarda çok etkiliydi.

Benfica’ya ikinci antrenör olarak gitme fırsatı yakaladığım zamanı hatırlıyorum. Benim bırakmadı. Bana birinci antrenör olarak olsaydı serbest bırakacağını söyledi. Birinci antrenör olarak alacaklarından daha iyi olduğumu söyledi. Benimle inanılmazdı ve buna şükrediyorum. İmajı karakterini yansıtmıyor.

M: Bu Cumartesi, usta mı çömez mi kazanacak?

Mou: Ben onun çömezi değilim. Ben onu antrenör olarak çok iyi tanıyorum ama o beni tanımıyor. O beni sadece yardımcı olarak tanıyor. Bu büyük bir fark.

M: Madrid’e ne oldu?

Mou: Bilmiyorum. Benim kendi alanım ilgilendiriyor. Eğer aynı zamanda, Madrid-Barça, River-Boca ve Atalanta-Bologna oynuyorsa ben en sonuncusunu seyrederim. Sonra, eğer zamanım varsa, Madrid’i, Barça’yı, Manchester’ı, Munich’i veya diğer Avrupa’nın büyük kulüplerinden birini seyrederim. O yüzden Madrid’i çok iyi tanımıyorum ama tahmin edebilirim ki; oyuncular, taraftarlar’ın isteği iyi oynamak, en iyisi olmak ve kupalar kazanmaktır. Bunlardan biri eksik ise mutlu olamazsınız. Bu yıl Madrid bir şey kazanamadı o yüzden mutsuzluklarını anlayabiliyorum.

Düşündüğümden uzun sürdüğünden parça parça çevireceğim.
Mourinho Röportajı - 2

20 Mayıs 2010

Marsel İlhan, Fransa Açık'ta ana tabloya çok yaklaştı.

Amerika Açık ve Avustralya Açık'ta ana tabloya yükselip 2.tura çıkma başarısı yakalayan Marsel İlhan aynı başarıyı Roland Garros'ta da elde etmeye çok yaklaştı. İlk turda ilk seti aldıktan sonra rakibinin maçı bırakması sonucu galip gelmişti. İkinci turda karşılaştığı İspanyol rakibi Bautista-Agut'u 6-3 ve 6-2'lik setlerle geçti ve son eleme maçını oynamaya hak kazandı.

3. Turda İtalyan Simone Bolelli ile karşılaşacak Marsel'in karşısında hem yaşca hemde oynadığı Grand Slam olarak daha deneyimli bir raket var. Bolelli, 12 kere Grand Slam ana tablosunda oynamışken, en büyük başarısı da Wimbledon ve Fransa Açık'ta 3.tura yükselmek. Aşağıda Marsel'in ilk iki turdaki performanslarını bulabilirsiniz. Maç cuma günü Türkiye saati ile sabah 11'de, resmi internet sitesinden takip edebilirsiniz.

18 Mayıs 2010

Interlilerden, Totti'ye Ağır Laf

İtalya'da şampiyonluk kutlamalarının bir diğer güzel yanıda her zaman rakibe taş atmak. Bu seneki kurban Totti. Roma'lının baş parmağını ağzına götürerek yaptığı gol sevincine kinayeli bir taş var. Beyaz pankartta şöyle yazıyor.

"Totti, anziché un pollice in bocca, mettiti il medio in culo"

"Totti, parmağını ağzına götüreceğine, orta parmağını kıçına sok"

Şampiyonluk Primi'ne yeni bir ortak var!

Bir önceki postta, Bursaspor'un Şampiyon olması ile birlikte havuzdan aldığı gelir yanında , şu ana kadar 4 büyüklerin paylaştığı şampiyonluk priminden de pay alacağını yazmıştık. Burada bir yanlış yok fakat yanlış yazdığımız bundan en çok Trabzon'un zarar göreceğiydi ama meğer Fenerbahçe olmuş. Aşağıda tam hesaplamasını bulabilirsiniz. (Olay gazetesinden aldım)

2005 yılına kadar, geçmişte şampiyon olmuş dört büyükler, yayın gelirinin % 50'sini, yani yarısını alıyorlardı. Bu sistem, şampiyon olmamış takımların aleyhine adaletsizlik olarak gösteriliyordu. 2005 yılında yapılan değişiklikle daha adil bir sistem kuruldu. Buna göre, önümüzdeki yıl, gelirin sadece % 11'i geçmişte şampiyon olmuş takımlara verilecek.

YÜZDE 35'İ EŞİT
Yayın gelirlerinin % 35'i dayanışma payı olarak bütün kulüplere eşit dağıtılacak; % 45'i takımların aldıkları puanlara göre, % 9'u ise sene sonunda oluşan puan sıralamasına göre ilk altıya giren takımlara verilecek.

Buna göre, toplam gelirin % 89'u gibi büyük çoğunluğunun, önceden ilan edilen performans kriterleri gözetilerek gayet adil paylaştırıldığı belirtildi.

Bursaspor'un şampiyonluğu en çok Fenerbahçe'yi etkiledi. Çünkü, yayın gelirlerinin 'şampiyonluk primi'ne göre verilen % 11'i geçmişte şampiyon olmuş takımların şampiyonluk sayılarına göre verilecek. Bu yıla kadar Fenerbahçe ve Galatasaray 17'şer, Beşiktaş 11, Trabzonspor ise 6 kez şampiyon olmuştu. Bu yılla birlikte toplam 52 şampiyonluk olduğu için, yeni ihale rakamına göre bu kulüplerin şampiyonlukları başına alacakları para yaklaşık 750 bin dolar.

17 Mayıs 2010

Tebrikler Bursaspor...Tebrikler Ertuğrul Sağlam


Dün tarihi bir gün yaşandı. 4 büyüklerden sonra (bizim neslin Trabzonspor'un şampiyonluklarını göremediğini de düşünürsek) 3 büyüklerden başka bir takımın şampiyon olmasına şahit olduk. Bu şampiyonluk Trabzonspor'a çok pahalıya da patlamış olsa da (artık Bursaspor da şampiyonluk primlerinden katkı alacağından 4 büyüklerin 2011 ve sonraki yıllardaki gelirleri 5-10 milyon dolar arasında düşecek) onlarda bu maçta pek bir şey yapmadılar. Fenerbahçe'nin son vuruşlarda şanssızlığı beceriksizliği şampiyonluğu Bursa'ya gönderdi. 

Ertuğrul Sağlam'ın eleştirilecek yanları olabilir fakat her zaman Beşiktaş'ta 1 mağlubiyet sonrası gönderilmesine çok üzülmüşümdür. O sene elendiğimiz Metalist takımı Galatasaray'ı da yenmiş ve kupada epey ilerlemişti. Eğer o takımın ismi Metalist değilde Avrupa'da daha tanınmış bir takım olsa belki şu anda Ertuğrul Sağlam hala Beşiktaş'ın başında olurdu. Geçen sene Şampiyon olurmuyduk bilinmez ama bu sene olabilirdik belki daha da önemlisi genç ve başarıya aç bir hoca başımızda olurdu ve tecrübe kazandıkça korkak bir oyun oynatmazdı. 

Son bir parantez de Fenerbahçe stad sorumlularına, böyle bir hata izah edilemez. Olayların büyümesinde bu hatanın çok büyük bir payı var. Kahrolmuş taraftarları sevindirip sonra yeniden kahredip çileden çıkartıyorsunuz. O kadar loca o kadar televizyon var, nereden dinliyor bu adam maçı da 2-2 diye anons yapıyor.

15 Mayıs 2010

Federasyon Fenerlilerin Sevincini Görmek İstemiyor Mu?

Her ne kadar bu sene iki kupayada erken veda etsek, rakiplermizde olsa kazandıkları başarıyı diledikleri gibi izleyebilmelerini ve kutlayabilmelerini isteriz. Türkiye Futbol Federasyon'u Türkiye Kupası Finalinin maç saati ile ilk testlerinden kalmışlardı. 1983 yılından beri kupaı kazanamayan Fenerlilerin çoğu çalıştığı için maçı seyredemediler. Tabii ki maçın Şanlıurfa'da olmasını ve bu yüzden erken saatte olmasına karşı değiliz ama imkanlar böyle ise alternatiflere bakmak gerekir. Maçı 19 mayıs tarihine alsalar tatil olan günde herkes seyredebilirdi. Kimse Dünya Kupası'nı sebeb göstermesin, İspanya da bu tarihte oynanıyor hem de onlar Dünya Kupası'na gidecekler.

Buna benzer bir düşünce Lig'in son haftasında da var. Neden maçları cumartesiye koymazlar da kim şampiyon olursa, şöyle yarın iş var diye düşünmeden kutlasın geceleyin. Bütün sene taraftarlar bunu bekliyor ve bir çok kişi akşam 10'da bitecek maçtan sonra dışarı çıkmayacaktır. Almanya ve İngiltere'de şampiyonluk taçı cumartesi verildi. İspanya ve İtalya'da pazar olmasına rağmen İtalya'da maçlar 6'da biteceğinden epey zaman var kutlamalar için, İspanya'da 10'da bitecek ama onların akşam yemeğini 10-11'de yediğini ve bir çok maçlarının 10'da başladığı düşünürseniz onların yaşam biçimi içinde çok çok geç bir saat değil.

14 Mayıs 2010

Kombine Almak Karlı mı? (Beşiktaş 2009-2010 Yeni Açık Kombine Analizi)

Bu sene kombine Yeni Açık'tandı (gerçi her sene oradan ya :) ) ve sezon başından beri acaba ne kadar mali olarak kar edecegimi görmek için açıklanan bilet fiyatlarını bir kenara not etmiştim. Aslında bu sene kombine almamın sebebi maçların fiyatını daha ucuza getirmekten çok maçlara kolayca girebilmekti. Geçen sene içerideki son 2 maçın Fenerbahçe ve Galatasaray olması ve şampiyonluğa ilerlememiz, bilet bulmayı imkansız hale getirdi. Aşağıda bu sene Beşiktaş'ın kendi sahasında oynadığı maçların skorlarını ve Yeni Açık Tribün bilet fiyatlarını bulabilirsiniz.

Yeni Açık Kombine fiyatının 600 lira olduğunu düşünürseniz ve bu sene içeride oynanacak 2 maçın izlenilememesine (Antalya seyircisiz, Ankaraspor hükmen) rağmen her maça gittiğinizi varsayarsanız kombine almak oldukça karlı. Peki gerçekten kaç maç gidiyorsunuz? Ben 5 maç kaçırdım bu sene ve bunların 2 tanesi Türkiye Kupasıydı. Bu arada gruptan çıkıp yarı finale kadar ulaşabilsek tabii ki kombine daha da karlı olabilirdi, özellikle çeyrek final veya yarı finalde Galatasaray veya Fenerbahçe ile eşleştiğimizi düşünürsek.

Maçların kalitesi olarak da bakmak gerekirsek, Beşiktaş seyirciyi memnun etmeyen bir futbol oynamasının yanında Türkiye Kupası maçlarını çıkartırsanız gollerinde az olduğunu görürsünüz. Ben 5 gitmediğim maçı çıkartınca fark ettim, gittiğim 15 maçta 15 gol olmuş. Şaka gibi, gerçi bu sene Beşiktaş İnönü stadyumunda oynadığı 6 maçta gol atamadı. Bu da bize lige mal oldu. Seneye fiyatların daha pahalı olacağını göz önüne alırsak kombine satışları daha da azalabilir. Gerçi bu yönetimi üzer mi sevindirir mi belli olmaz. Burada onun için de yazmıştık.


Maç Skor  Fiyat 
Beşiktaş  Antalyaspor - -  - 
Beşiktaş  G.Antepspor 0 0          35   
Beşiktaş  Man. United 0 1          75   
Beşiktaş  Kayserispor 0 1          30   
Beşiktaş  Denizlispor 1 0          30   
Beşiktaş  Kasımpaşa 2 1          30   
Beşiktaş  Ankaragücü 1 0          30   
Beşiktaş  Wolfsburg 0 3          75   
Beşiktaş  Fenerbahçe 3 0          75   
Beşiktaş  Diyarbakırspor 0 0          35   
Beşiktaş  CSKA Moskova 1 2          60   
Beşiktaş  Bursaspor 2 3          35   
Beşiktaş  Kasımpaşa 1 3          25   
Beşiktaş  Büyükşehir Belediye 2 0          25   
Beşiktaş  Konya Şekerspor 4 2          35   
Beşiktaş  Gençlerbirliği 4 1          35   
Beşiktaş  Galatasaray 1 1          75   
Beşiktaş  Ankaraspor - -          -     
Beşiktaş  Eskişehirspor 3 2          25   
Beşiktaş  Trabzonspor 0 0          50   
Beşiktaş  Sivasspor 2 2          25   
Beşiktaş  Manisaspor 2 0          25   
  Total 29 22        830   

13 Mayıs 2010

İspanya'da Kupa Sevinci ve "Més que un club" fikri

Bir önceki yazıda, bu kupayı elediği takımlar ile Fulham'ın hak ettiğini, 2 galibiyet alarak finale çıkmanın biraz şansla olduğunu (gerçi bizim milli takım son dakikalarda attığı gollerle finale bile çıkıyordu) iletmiştik. Atleti, yine yenemedi 90 dakika içinde ama uzatmalarda attıkları golle kupayı kazandılar ve gayette güzel top oynamaya çalıştılar, hele geçen sene Şükrü Saraçoğlu'ndaki final maçını düşünürseniz dün akşam ki maç, Londra'daki Arsenal Barselona maçı gibiydi.

Maçtan ziyade maç sonrası İspanya'daki sevinçlere! dikkat çekmek istiyorum. Aceto ve Penne'den artık bütün ispanyol gazetelerini Türkiye'deki spor gazetlerinden daha sıkı takip ediyoruz. o yüzden çok açıklama yapmadan hemen yukarıda ki printscreen'e dikkat etmenizi istiyorum. Bu Katalan Sport gazetesinin internetteki ana sayfasının 3 sayfa altından alındı. Ufak bir köşede Atletico Madrid'in Europe League'i kazanmasını haber ediyor. Beşiktaş kazansa da bu kadar yazarlardı belki daha fazla bile olabilir.

Aşağıda da, Madrid basınından Marca ve As'ın ve Türkiye'den Ntvspor'un ana sayfalarının printscreen'ini bulabilirsiniz. Tabii ki normal olanın bu aşağıdaki haber geçişleri olduğunu düşünüyorsunuzdur. Sonuçta spor gazetesisiniz ve futbolun ana konunuz olduğu sır değil. Bu da futbolun kulüp bazındaki en önemli 2. kupası. İşte burada ne iş anlayışı ne para kazanma söz konusu. Bu kısaca "Més que un club" ne anlama geldiğini açıklaması. Bu bir sadece futbol kulübü değil, bu bir sadece spor kulübü de değil, bu bir kulüpten fazlası... Bu bir Katalan davası.



12 Mayıs 2010

Atletico Madrid - Fulham (Atletico, Europe League Final'ine nasıl çıktı!)

ve Atletico Madrid, ite kaka geldiği (ayrıntılar burada) final maçında bugün Fulham karşısına çıkıyor. Kadrolar bakınca, İspanyol temsilcisinin ağır bastığını görsekte, kadrolara göre oynansaydı zaten ikiside finali göremezdi. Fulham'ın başında kurt hoca Roy Hodgson olması bir anda kadro dengelerini geri plana itiyor. Tarihinde 2.kere Avrupa Kupaları'nda mücadele eden Londra temsilcisi buraya gelene kadar çok dişli rakipleri (Shakhtar Donetsk, Juventus, Wolfsburg ve kendi sahasında final oynama hayali kuran Hamburg) eledi. 

Bunun yanında Madrid temsilcisi çok kötü bir sezon geçirdiği La Liga'nın aksine Kral Kupası (Sevilla ile haftaya final oynayacak) ve Europe League'de çok güzel maçlar çıkaramasalar da turları geçmeyi bildiler. Bunun en iyi bu istatistikten görebiliriz. Atletico Madrid, bu sene avrupa kupalarında toplam 14 maç yaparak finale gelirken bunlardan 8 tanesinde berabere kaldı ve 4 tanesinde yenildi. Evet, şaka gibi ama sadece 2 galibiyet alarak finale geldi onlarda Galatasaray'a son dakika da attığı gol ve yarı finalde Liverpool'a karşı aldığı 1-0'lık skor. Bu ayrıntılar 30 sene sonra hatırlanmayacağından bugün finale bileğinin hakkı ile gelen Fulham'ın kazanması son derece adil olur.  Maçı Star TV, 21.45'ten itibaren canlı yayınlayacak.  

Trabzonlu'nun Futbol Aşkı

11 Mayıs 2010

2010 Fair Play League Ranking


Alpay'dan sonra futbolda Türkiye adına fair play yapan olmadı sanırım. Alpay'da daha sonra yaptığı açıklamada (ödülü aldıktan sonra ya da aldığı sırada) faul yapmadığına pişman olduğunu, bir çok kişinin onu eleştirdiğini söylemişti. Bu tablo aslında bizim için UEFA'nın hazırladığı Fair Play Ligi'nde üst sıralara giremeyeceğimizin göstergesi olup bunu da zaten başaramadık. Buradaki linkten tamamını göreceğiniz listede Türkiye 2010 UEFA Fair Play Ligi'nde 36. oldu.

1995 yılından beri uygulanan ligde oynanan maçlarda gösterilen sarı ve kırmızı kartlar, hakeme olan itirazlar, rakibe topun geri verilmesi, oyuncuların, taraftarların ve kulüp yöneticilerinin davranışları 1'den 10'a kadar olan puanlama üzerinden yapılıyor ve ilk 3 sıraya giren ülkelerin belirlediği (genelde onlarda kendi içlerinde takımları bazında hazırladıkları Fair Play sıralamasını göz önüne alıyorlar) takımları Europe League'e yolluyorlar. 

2010 yılında daha önceki 16 yılda olduğu gibi Kuzey Avrupa ülkelerinin ağırlığı göze çarpıyor.
  1. İsveç (daha önce altı tane 1.liği ve bir tane 3.lüğü), 
  2. Danimarka (daha önce iki kere 2.liği ve üç kere 3.lüğü)
  3. Finlandiya (daha önce üç tane 2.liği ve iki tane 3.lüğü)  
  4. Norveç (daha önce beş 1.liği, bir tane 2.liği ve üç tane 3.lüğü)

FC St. Pauli Bundesliga'ye yükseldi. (Aykırı Kulüp Geri Geldi)

Evet, 2010 yılında bile olsak anti-faşimz için mücadele eden çok fazla futbol takımı ve taraftarı yok. Hala gelişmiş (!) ülkelerin üst düzey futbol mücadelelerinde bile sık sık ırkçı, faşist hareketler görüyoruz. St. Pauli, stadyumunda sağ-milliyetçi aktiviteleri ve afişleri yasaklayan ilk Alman futbol takımıydı. "Punk" akımının bir anda takıma sembol olması, takıma olan ilgiyi de arttırdı. Son 10 yılını 2. ve 3. liglerde geçiren St. Pauli, buna rağmen şu anda 11 milyon seyirci olması yanında en fazla kadın üyeye sahip takım. 2002 yılında stada reklam veren erkek dergisi Maxim'in afişleri bayan vücutlarının sergilenmesi gerekçesi ile taraftarların protestosu sonucu kaldırıldı. 
2010 Yılında da gerek Gay bir başkana sahip olması gerek takımın sponsorlarından birinin erotik eşyalar satan bir firma olması dolaysıyla bir çok kere gündeme gelen Hamburg takımı 8 yıl sonra tekrar Bundesliga'ya geri dönüyor. Takımın yıldızı anne babası Türk olan Deniz Naki. Deniz, geçen sene kahverengi beyaz forma ile 30 maçta 7 gol attı ve şu ana kadar oynadığı Almanya 19 ve 20 yaş altı takımlarda çıktığı 20 maçta 12 gol atmış. Yakında Deniz'i Türkiye transfer haberlerinde görürseniz şaşırmayın.

10 Mayıs 2010

THY (Türk Sponsorluk Yolları) Final Four Semalarında

Bu resimdeki Turkish Airlines yazısının markaya ve pazarlamaya katkısını oturduğumuz yerden ölçemeyiz fakat Final Four'un Basketbol'un Şampiyonlar Ligi olduğunu düşünürsek ulaşacağı kitleler gerçekten çok büyük. Türk Hava Yolları'nı Barcelona ve Manchester United'tan sonra F4'a sponsor olması gerçekten belirli bir stratejilerinin olduğunu ortaya çıkarıyor. Her nasıl şu anda La Liga'yı takip eden bir çok kimse, Real Madrid ve Barcelona'nın kendi sahalarındaki reklamlardan 2022 Dünya Kupası'na evsahipliğine Qatar'ın aday olduğunu öğreniyorsa, Şampiyonlar Ligi sponsorları nasıl rakipleri yanında farklı bir değerle konumlanıyorsa, Avrupa basketbolunu takip eden herkes içinde Türk Hava Yolları ayrı bir konuma geldi. 

Yalnız parayı yığmakla sponsor da olunmuyor. Bunu en iyi şekilde marketing'e çevirebilmek gerekiyor ki, THY bu konuda oldukça başarısız. Yapılan anlaşmalar spor medyasının yazacak bir şeyi olmadığından ortaya çıkıyor ve ballandıra ballandıra anlatılıyor. THY, bu haberleri çok daha iyi pazarlayabilir. En güzel örnek, o kadar takıma ve turnuvaya sponsor oluyorsun hiçbir müşterini oraya götürmek için bir kampanya başlatmıyorsun. Dünyaların parası vermişken, her hafta 10 kişiyi Manchester United ya da Barcelona maçına götürebilirsin en olmadı final four'a 5 kişi yollasaydın. Bunun THY hiçbir maliyeti olmaz, uçuş ücretsiz (sadece alan vergisi), biletler ücretsiz veriliyordur (gerçi onlar başkalarına yediriyor olabilir) ve kalacak yer zaten dünyanın bir çok yerinde kendi uçuş takımını yatırmak için anlaşmaları olduğundan bir gecelik maliyet 50 dolar bile tutmaz. Yani 10 kişi götürse 1000 dolar harcamayacak fakat bunun yanında 3 milyon dolara anlaşma imzalıyor. Anlaması gerçekten güç.

Bu arada Barça oyuncuları (Pique, Xavi, Bojan, Busquet, Puyol) da Final Four'a geldiler ve bütün ilgiyi üzerine çektiler. Spormax'in sunucusu bile maçı bıraktı Pique'den bahsediyordu. 

9 Mayıs 2010

Chelsea Rekor Kıra Kıra Şampiyon

Premier League'in son haftasına lider giripte Şampiyon olamamış bir takım tarihte yoktu ve bu gelenek bugün de devam etti. Chelsea daha önce bir çok takıma yaptığı gibi Wigan'ı da gole boğdu (8-0). Premier League'de dengelerin nasıl bozulduğunu, kaç kere amatör küme maçlarında göreceğimiz skorların elde edildiğini burada ayrıntıları ile göstermeye çalıştık. Her ne kadar Chelsea'den başta takımlara da gerek Rus gerek Arap sermayesi aksa da, Chelsea bu sene takım içerisindeki oyuncuların 4-5 yıldır beraber oynaması ve epeyce de tecrübe kazanmaları sayesinde resmen her istatistiki alanda Premier League'i domine etti. Attığı gol sayısı, averaj gibi bir çok alanda rekor kırdı.

Bu sene oynanan 38 maçın 15'inde 3 veya daha fazla gol atan Maviler bu maçların 4 tanesinde de 7 ve daha fazla gola atma başarısını gösterdi. Bu gün 17 dakika da yaptığı Hat Trick ile Gol krallığını da yine Londra ekibinden 29 gol ile Drogba elde etti. (Buradan da dünyanın en hızlı hat tricklerine ulaşabilirsiniz)

8 Mayıs 2010

La Liga'da Mücadele Etmek (Barcelona Şampi... :)

Herkes La Liga'da ki takımlar arasındaki uçurumdan bahsediyor. Real Madrid ile Barcelona'nın en yakın rakibine 30 puandan fazla fark atmasının ligin kalitesini düşürdüğünü söylüyorlar. Gerçekten şampiyonluk için mücadele eden takım sayısı azaldıkça o ligin izlenme oranları azalıyor mu? Aslında hayır! Ne Manchester United'ın senelerce elde ettiği şampiyonluklar Premier League'in izlenme oranlarını düşürdü ne de Bundesliga'da Bayern Münich'in her iki yılda bir aldığı kupa bu lige olan ilgiyi azalttı.

Bu akşam bir kere daha gördük ki, İspanya'da 3. bir takımın şampiyonluğa oynaması uzak bir ihtimal olsa da, gerek Sevilla gerekse Atletic Bilbao (deplasmanda) birisi 250 milyon euro harcamış diğeri Eto'o karşılığında 40 milyon euro vermiş dev kulüplere karşı 10 kişi kalmalarına rağmen geri dönmeye çalıştılar. Sevilla 3-0'dan 3-2 yaparak katalanların yüreğini ağzına getirirken, Bilbao 5-1 yenilmesine rağmen 70 dakika 10 kişi oynadığı maçta yine 10 kişi ile 1-1 yaptı ve bu skoru da yine bu yüz milyon euroluk takıma karşı dakika 77'ye kadar korudu.Kimse 5-1'e kanmasın goller şöyle sıralandı. Dk. 77 Higuain, Dk. 79 Ramos, Dk. 81 Benzama, Dk. 88 Marcelo. Artık Barcelona geleneksel Türk medyası manşeti ile Şampi... diyebiliriz. 

7 Mayıs 2010

Fenerbahçe'ye Beşiktaş'ın ahı mı tuttu. (1983 Türkiye Kupası Çeyrek Final Maçı)

Fenerbahçe'nin Trabzon'a elenmesi sonucu yine her yerde kupa geyikleri dönmeye başladı. Fenerli olmayan, futboldan da anlamasa bir iki mail forward ediyor Fenerli arkadaşlarına. Fenerbahçe bu sene de kazanamayınca 28 yıl oldu. 28 yıl önceki sezona bakınca Beşiktaş'ın ufak bir hatayı yapmaması sonucu bu sayı çok rahatlıkla 32 yıl olabilirdi diye düşünüyoruz.

1982-1983 sezonu Türkiye Kupası'nda Beşiktaş ve Fenerbahçe çeyrek finalde karşılaşmış ve ilk maç 1-1 berabere ikinci maçta Beşiktaş'ın 2-1'lik galibiyeti ile bitmesine rağmen, Beşiktaş'ın ilk maçta çift sarı kartlı Mehmet Ekşi'yi oynattığı için Federasyon Beşiktaş'ı 3-0 mağlup saydı ve siyah beyazlılar elendi. Acaba bu maçtan sonra Beşiktaş'lılar Fenerbahçe bir daha kupayı alamasın diye ah etmiş olabilir.

6 Mayıs 2010

Geri Dönüşlerin Takımı Real Madrid

Real Madrid bu seneki 7. geri dönüşünü gerçekleştirdi dün akşamki Mallorca Maçı ile. Osasuna (3-2), 2 Almería maçında (4-2 ve 1-2), Atletico (3-2), Sporting (3-1) y Sevilla (3-2). Osasuna maçındaki gibi şanslı olduğu maçlarda vardı, Sevilla maçı gibi 5 yese 6'yı atacağı maçlarda oynadı. Tabii ki, bu geri dönüşlerdeki en büyük pay sahibi, hiç bir zaman kaybetmeyi tahammül edemeyen Cristiano Ronaldo (ki bu maçta Madrid forması ile ilk defa Hat-Trick yaptı). Bunun takıma nasıl yansıdığı araştırmak için çok uzaklara gitmeye gerek yok. İlhan Mansız ve Hagi'de buna benzer bir karaktere sahiptiler ve özellikle Mansız'ın Beşiktaş'ta oynadığı zamanlar çok şaşalı bir futbol olmasa bilr mücadelenin sonuna kadar yapıldığı maçlar izlemiştik. 

Maçtan sonra basının yollamak istediği Pellegrini stress altında ve CR9'suz oynadıkları 2 ay için sitem ediyor. Barcelona'yı Messi olmadan 2 ay görmek isterim diyor. Haklı olabilir bir açıdan fakat Messi'nin sakat olmayıp oynamadığı çok maç var. Oynadığı 32 maçta 32 gol atan Cristiano Ronaldo hiç bir zaman yedek kalmadı çünkü onsuz 250 değil 500 milyon Euro harcasan bu Madrid takım oyunu oynamadığı sürece başarılı olamaz. 

5 Mayıs 2010

Phoenix Suns, Siyaseti NBA Kortlarına taşıdı.

Phoenix Suns'ın sahibi Robert Sarver, Arizona eyaletindeki yeni göçmen yasasını protesto etmek için bu sene normal sezonda 2 kere takıma giydirdiği "LOS SUNS" formasını 2010 Playoff Konferans Yarı Finalleri'nin 2.maçında San Antonio'a karşı tekrar giydirceğini açıkladı. "los" ispanyolca çoğul kelimelerin önüne konulduğundan "suns" kelimesinin önüne koyularak neredeyse hepsi ispanyolca konuşan göçmenlere destek verilmek isteniyor. Bu sene bu formanın giyildiği 2 maçı da kazandıklarını eklemek gerekir.

3 Mayıs 2010

Güney Afrika'dan Güzel Bir Ders... İnşaat işçileri maça bedava giriyor.

Evet, burası Dünya Kupasının açılış maçının oynanacağı Johannesburg'taki the Soccer City Stadyumu. Tabii ki burada toplanan kalabalık maça erken gelip iyi yer kapmaya çalışmıyor! Soweto yakınlarındaki stadyumun içindekiler bu stadı yapan işçiler. Vuvuzelas'ları öttürerek neyi ni kutluyorlar? Kendilerine açılış maçı için verilen ücretsiz biletleri. Bu kadar ince bir düşüncede Güney Afrika'dan gelirdi zaten. Şimdiye kadar yapılan Dünya Kupası stadyumlarında aylarca çalışıp,maçları televizyondan bile seyredemeyen vardır belki de. Bu stadı ben yaptım deyip yanına bile yaklaşamayanlar. Belki bu düşünce daha önce gelişmiş! ülkelerininde aklına gelmiştir fakat bir kaç yüz bileti, yüksek fiyattan satmak ya da güzel bir anlaşma karşılığı sponsorlara yedirmenin futbolun yararına olduğuna karar vermişlerdir.

Ramazan'da 2016 Avrupa Şampiyonası

Gerek Avrupa Şampiyonası, gerek Olimpiyatlar olsun üst düzeyde yapılacak bir turnuva her adımda tasarlanması gerekiyor. Hele bir başvuruyum eksiklerimi göreyim dersen, Olimpiyat adaylığı gibi rezil olursun. Bizim kadar Olimpiyatlara başvurupta alamayan başka bir ülke yok. Daha da kötüsü pes ettik. Kaliteli bir mimar bulup bilgisayarda güzel projeler çizmekte getirmiyor böyle turnuvaları ya da ne kadar çok para harcayacağını söylemek. Almak isteyeceğiniz turnuvanın karakterini oturmak gerekiyor. Mesela Olimpiyatlara adaysanız, olimpiyatlarda yarışacak oyuncular yetiştirecek bir sisteminiz yoksa ve en önemli kriterlerden biri olan ulaşım problemini çözmezseniz 2050'ye kadar aday olsanız da alamazsınız. 
Şimdi buna benzer olay 2016 Avrupa Şampiyonası adaylığında yaşanıyor. 2016 yılında Ramazan ayı 6 Haziran'da başlayıp 5 Temmuz'da bitecek ve eminim biz başvururken kimsenin bundan haberi yoktu. Şimdi diyeceksiniz ki Ramazan var diye aday olmayalım mı? Tabii ki hayır! Fakat bunun nasıl bir koz olarak diğer ülkeler tarafından kullanılacağını göz önüne alırsanız o zaman belki 2016 yerine 2020'ye aday olmayı tercih edebilirsiniz. Şimdi İngilizler ve Almanlar başta olmak üzere turnuva boyunca içki içmemelerini bekleyemezsiniz. Onlardan saygı beklerken bizim de onlara bu imkanları vermemiz gerekecek mi? İstanbul'da olan ekipler belki aynı zorluğu çekmez fakat aday şehirler arasında Konya, Kayseri gibi Anadolu şehirlerinde alkol almak için yer bulmak sıkıntı olacaktır. Yeme ve içmenin yanında bir diğer problemde hayat kadınlarının turnuva olan ülkelere akını. 
2010 Dünya Basketbol şampiyonasıda Ramazan'a denk geliyor ve bir nevi örnek olacak diyemeyiz çünkü Avrupa Futbol Şampiyonası ile ülkemize gelecek taraftar sayısı ile basketbolu karşılaştıramayız. Umarız, federasyonumuz bu konuda çok iyi hazırlık yapar ve bunu dezavantaj yerine avantaja çevirebilir. Bence Fransa, İngiltere ve Almanya'yı kandırıp kendi tarafına çekerse bunu çok kuvvetli bir koz olarak kullanacaktır.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails