25 Aralık 2010

Yeni Transferler: Beşiktaş'ımızı Tanıyalım... Beşiktaş Kimdir?

Her transfer sonrası günlerce oyuncu isimleri yazılır.Flaş...Flaş...Flaş... Dünya yıldız imza attı ve ardından xxx kimdir, xxx'i tanıyalım haberleri gerek spor medyasında gerek resmi sitelerde haber olur.

Beşiktaş, iki yıldız oyuncu ile devre arası transferleri başlatınca bu haberlerde ardı ardına patladı. Hugo Almeida ve Simao Sabrosa'nın oyunculukları konusunda eleştiri yapmak çok haksızlık olur.  Sabrosa'nın deneyimi ile kalitesi çok ortada ve Almeida ise genç yaşı ile daha da başarılı bir transfer gibi gözüküyor. Umarız herkesin genelde şüphe ile yaklaştığı ara transferler Beşiktaş'a faydalı olur.

Bir Beşiktaş taraftarı olarak bu transferlerin bir miktar rahatsızlık verici olduğunu da söylemek istiyorum. Sene başında yapılan yıldız transferleri Beşiktaş'a çok faydalı olmadı maalesef. Her ne kadar ofansif olarak daha da güçlü olsakta bunu sahaya yansıtamadık. Bu da takıma defansif ilave beklentisini doğursa da bunun aksine daha da ofansif oyuncu getirmek ve yüksek maliyetli oyuncuları (özellikle Tabata) yabancı kontenjanı yüzünden çok kolayca elden çıkarma gayeti Beşiktaş'a uzun vadede çok zarar verecek gibi gözüküyor. 

En büyük korkum harcanan milyonlarca avronun takım karakterine zarar vermesi ve olası (ki büyük bir olasılık gibi gözüküyor) bir başarısızlık sonucu gerek hocanın gerek yıldız oyuncuların kaçarcasına takımı terk etmesi (daha önce gerek Galatasaray gerek Fenerbahçe'de gördük) Beşiktaş ruhuna zarar verebilir. Takım mücadelesi ve mütevazı kadrosu ile diğer takımlardan farklılaşan Beşiktaş bir anda çok farklı bir vizyon ile kendisini farklı kılan özellikleri kısa vade sevinç ve başarılar için terk ediyor. 

İtiraf etmeliyim ki, gelen yıldız transferler herkes kadar beni de heyecanlandırdı. Yıllarca başka takımların getirdikleri yıldız oyuncuları seyretmek için onların stadyumlarına giderken şimdi kendi sahamızda bu yıldızları görmek güzel, fakat unutmamak gerekir ki yıllarca İnönü stadyumunu dolduran hem Türkiye'de hem de Dünya'da ün yapmış Beşiktaş taraftarı ne yıldız oyuncular için gitti Dolmabahçe'ye ne de kısa vade hayeller için. Eğer bir gün bu yıldızlar terk eder ve vizyon çökerse umarız enkazın altında o Beşiktaş'lılık ruhunu hala durur olur ve bizde çocuklarımıza bakın biz Beşiktaş'ı bunun için sevdik diye söyleyebiliriz.

20 Aralık 2010

La Mesia - Valdebebas - Fulya


Beşiktaş, futboluna artı bir şey koyamadan puan kayıplarına devam ediyor. Yıldırım Demirören'in Querasma'nın imza töreninde bu sene hedef şampiyonluk ve UEFA demeci kara mizah olmaya yakın. Ligde havlu atılmış bir görüntü ve Avrupa'da Dinamo Kiev ve ardından olası bir Manchester City eşleşmesi ile karamsarlık çöktü. Peki buna karşı alınan çözüm ne? Daha fazla yıldız transfer, daha fazla yapay gündem yaratma. 

Yıldızların bir takımı bir yıl içinde değitiremeyeceğinin en iyi örneği Real Madrid olsa gerek. Ne yıldızlar geldi hem de kariyerlerinin en üst noktasında değişen çok fazla bir şey olmadı. Rakip Barcelona'yı yakalamayı bırakın sanki aralarındaki futbol kalitesi de her geçen yıl daha da fark açarak büyüyor. Barcelona'nın başarısının püf noktası artık sır değil. Çoluk çocuğa da sorsanız olay La Mesia'dan geçiyor. Yıldızlarla orta ve uzun vadeli başarının gelmeyeceği ne kadar doğru ise La Mesia'nında kısa vade de kurulamayacağı o kadar acı bir gerçek. 

Beşiktaş'ın yapması gereken de buradan başlıyor. Yavaş yavaş alt yapısına daha fazla önem vererek, Ali Kuçik, Rıdvan Şimşek ve Necip Uysal gibi oyunculara yönelmesi gerekiyor. Kalitesi yabancıların yerine bu oyuncular her zaman daha fazla mücadele ediyor ve takıma daha çok katkı sağlıyor. Trabzonspor bunun en yakın örneği, takıma bakarsanız Şenol Güneş yaklaşık 2 veya 3 yabancı ile oynuyor. Bizde takımızdaki yabancıların çoğundan kurtulup onlara muhtaç olmadığımızı gösterip kozu elimize almaşıyız.

3 Aralık 2010

Schuster'in Oynatmak İstediği Futbol Ütopya Değil...

Herkes Schuster'e yükleniyor. Rotasyon yaparsa bu kadar rotasyon olmaz, ofansif oynarsa bu kadar ofansif oynanmaz diye. Hele Ahmet Çakar'ın Fatih Tekke konusunda söylediği sözler çok terbiyesiz. Beşiktaş Teknik Direktörü'nün yanlışlarını ve doğrularını herkes kendine göre değerlendiriyor ki normal. Normal olmayan ise, Schuster hariç herkesin konuya göre maça göre fikrini değiştirmesi. Schuster kararlılığından hiç taviz vermedi.

Kaybetse de kazansa da ofansif futbol oynattı. Rotasyon her zaman takımında yer aldı. Son bir kaç haftadır rotasyon olmadığından galibiyetler geldi diyenler takımdaki sakatlıkların farkında olmasa gerek. Yorumcular bakın geçen maçın 11 ile çıktı kazandı diyor ama kendileri kulübeye bakmıyor. Tercümanlar dışında bir kaç oyuncu kaldı oyuna sokabilecek. Fatih Tekke konusu her ne kadar biraz uzasa ve tatsız bir şekilde bitse de. Fatih'de hocası biraz tanısa ona göre tepki koysaydı. Burası Trabzon değil ve hele hele Schuster bir Türk hoca kesinlikle değil. 

Schuster'in kafasındaki oyun ütopya değil dedik. Evet bu izlemesi hoş oyun bir golcü ve genç oyuncuların takviyesi ile çok kısa vadede başarılabilir. Dün bir genç oyuncumuzun takımın ileride basmasını ne kadar kolaylaştırdığını gördük. Ali Küçük gibi bir iki oyuncu daha takıma yavaş yavaş ekleyebilirsek, istediğimiz baskıyı rahatlıkla kurarız ki; Schuster'in taktiğinin başarılı olması için ilk kural bu. Ardından takıma hızlı uyum sağlayacak bir forvet ile, UEFA Avrupa Ligi'nde bir kac tur daha ileri gitmeyi başarabiliriz.

Guti'nin gösterdiği efor içinde ayrı bir paragraf açmak gerekir. 90 dakika hiç durmandan koştu, baskı yaptı ve takımı çok iyi yönetti.

2 Aralık 2010

Dünya'nın En Pahalı Dubaları

Camp Nou sonrası Real Madrid yeniden official foto çektirmiş! İşte size dünyanın en pahalı 11 dubası! 
Sport gazetesinin karikatürlerini yayınladığı bu blog çok meşhur ve çokta güzel espri anlayışı var. Tuğla'nın yanına bu da Mou yazmasına koptum.

1 Aralık 2010

Mou Show'un Faturası (1 Maç & 215 Bin Euro)

Uefa, beklenen şekilde Jose Mourinho ve fedailerini Şampiyonlar Ligi'ndeki kasti kırmızı kartlar için cezalandırdı. Mourinho, 1 maç ve 3 yıl gözaltına alınırken 40 Bin Euroda para aldı. Diğer oyuncular yine 1 Şampiyonlar Ligi maçı ceza aldı. Bunun yanında Real Madrid kulübü 120.000 Euro; Dudek, Casillas ile konuştuğu için 5.000 Euro, Casillas'da Ramos'a ilettiği için 10.000 ödeyecek. Xavi Alanso ile Ramos'a da emirleri dinledikleri için 20.000 Euro kesildi. Bizimki kesin değdi diye düşünüyordur.

30 Kasım 2010

El Clásico: 3 hata tokatı getirdi.

Mourinho, tam bir Osmanlı tokatı yiyip Camp Nou'dan ayrıldı. Belki bu takımla buraya bir daha gelmeyebilir. Mou'nun maçtan önce temkinli olması durumun ne vaziyette olduğunu açıklarken bu sonucu o da beklemiyordu. Peki Mou'yu yanıltan ne oldu? 

İlk başta, Real Madrid her ne kadar dünya devi de olsa Inter ve Chelsea ile arasında çok önemli bir fark var o da hiçbir zaman defans yapmamış olması. Italya ve İngilterede sağlam bir 4'lü defansın yoksa hiçbir zaman başarılı olamazsınız bu da onları bu konuda geliştirmelerine neden oldu. Real Madrid ise tarihinde defansif bir oyun sergilemiş olmamasıdır ki en önemli defansif oyuncularından biri Roberto Carlos ise siz gerisini düşünün.

İkinci ve daha önemli unsur ise Mourinho Etkisi. Barcelona her ne kadar bu üst düzey oyuncu bir çok Avrupa Kupası ve La Liga maçında ortaya koysada bunu çoğu zaman 70-80 dakikaya yaymıyorlar ya da yayma gereği görmüyorlardı. Mourinho zaten El Clásico öncesi yeteri kadar motive olan Katalanları, gerek hakemler ile gerek kulüp hakkında atarak tutarak daha da fazla motive ederek tarihi farka sebeb oldu diyebiliriz. Gerçi 6-2'lik maçtan sonra bir Barcalı söylemişti. Söz konusu Madrid ise durmazsınız bu 5 olur 6 olur. 

Üçüncü etken ise Real Madrid'li oyuncuların rakibin üstünlüğünü çok çabuk kabul etmeleri. Bir anda topu onlara bıraktılar. Sonradan sinir etkisi ile yapılan sert girişleri maçın başında 2 sene önceki maçta Messi'ye daldıkları gibi olmasada yıldırıcı olarak yapsalar bu skor buraya gelmeyebilirdi. Sadece mücadeleyi bırakmadılar onun yanında konsantrasyonu da kaybettiler. Bir ara Madrid defansı ile Beşiktaş defansı arasında pek bir fark yoktu atılan her top Casillas ile karşı karşıya kalıyordu. Keşke Madrid'de Cenk oynasaydı çoçukcağız o kadar karşı karşıya kalıyor ki artık birebirlerde çok tecrübeli.:)

Rövanş martta. Her ne kadar Mourinho maçtan sonra oyunculara: "Bakın geçen sene ben burada Inter ile kaybettim 3 ay sonra çok çalışıp onları eledim" gazı versede, durumun çok farklı olduğunun herkes farkında. Real Madrid şampiyon olmak istiyorsa aradaki farkı en az 4 puana çıkartmalı.

26 Kasım 2010

El Clásico öncesi Barcelona Sokakları (2009)

Aceto, Ronaldinho'nun Real Madrid'lilere kendini alkışlattığı kareyi koyunca bende El Clásico postlarına Dinho'nun İspanya'nın en çok gezilen ikinci müzesi olan Camp Nou'daki PSG'de giydiği kramponlar ile başlamak istedim. Aşağıdaki videoda da geçen seneki Barcelona'da oynanan El Clásico öncesi Barcelona sokaklarından görüntüler var. Taraftarlar meşale ve kız kaçıranlar ile ortamı ısıtıyorlardı. Bizde bu video ile 3 gün kalan El Clásico'ya yavaş yavaş hazırlanalım ve eski günleri hatırlayalım. 
video

24 Kasım 2010

Kurnaz Mourinho!

Mourinho'nun nefret edeni de seveni de çok. Dün "kurnaz" hareketi İspanyol basınına takılınca herhalde nefret eden sayısı biraz artmıştır ya da nefretin şiddeti. Sergi Ramos ve Xabi Alanso sarı kart görünce onlara yardımcı ve yedek kaleci Dudek ile "gizli" mesaj yollayan Mourinho, kırmızı görüp gruptan sonraki maçlara temiz başlamalarını emrediyor. 

Dudek'in dakika 75'te kale arkasında Casillas ile nasıl sohbet imkanı bulduğu ayrı bir konu iken Casillas verilen emri Ramos'a iletirken çok gizli sır verilmiş çocuk misali hemen olaylarları ele veriyor aslında. Kırmızılardan sonra Mourinho'nun rahatsız olmuş tavırları da ayrı bir olay! Artık bundan sonra 1-2 ay araları bozulur Madrid basını ile.

11 Kasım 2010

El Clásico 29 Kasım Pazartesi Saat 10'da oynanacak.

Böyle bir maçın pazartesi olması garip geliyor insana ama Barcelona'da Katalan seçimleri olunca yapacak çok fazla bir şey olmadı. Türkiye'de bir derbiyi pazartesi seyretmek istemeyiz zaten İspanyollarında %85'i de beğenmemişler bu kararı. Hiç El Clásico pazartesi olur da demeyin çünkü 64 ve 72 yıllarında oynanmış bir tanesini Real Madrid 2-1 alırken diğerini de Barcelona 1-0 kazanmış. Madrid basını bundan daha çok o senelerde Real Madrid'in şampiyon olduğu istatistiğini ön plana çıkarmış.

10 Kasım 2010

Yıldızların Altında

Beşiktaş'ın tarihinin en büyük transferinde neden 3.200 kişilik salon seyircilerle doldurulamaz ve neden Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören masada oturmaz? Cevap çok basit. Futbol büyüktür amatör branşlar. İster bu NBA yıldızı olsun ister sayı kralı. Futbol takımı ligin dörtte biri bittiğinde ligin ortasında bulunuyorsa, daha bir güm önce ligin sonuncu takımı ile kendi sahanda berabere kalıyorsan kimse diğer branşlara ilgi göstermeyecektir. Buna Beşiktaş Başkanı da dahil.

Iverson'un haftasonu yapılacak töreni tabii ki tıklım tıklım doldururdu ve öylede planlandı. Iverson geç gelmeseydi salon çok rahatlıkla dolardı. Hafta içi iş çıkışından sonra oraya yetişmek çok kolay değil. Internetten törenin 7'de olacağı açıklaması da yetişemem deyip eve gidenlerin sayısını da çoğaltmıştır. Bir hafta daha beklenebilirmiydi? Beklenebilirdi ama takım üzerinde ki etkisinin de bir an önce bitmesi açısıdan erken yapılması daha iyi oldu.

Yıldırım Demirören neden yokun cevabı ise, söyleyecek bir şeyi olmadığı. Guti transferinde taraftara söylediği gibi bundan sonra sizin göreviniz hedef LİG ve UEFA kupası mı desin Beşiktaş futbol takımı yerlerde sürünürken. Tabii ki, her branşı kendi yöneticileri temsil edecek diye bir bahane sunabilirler Başkan'ın orada olmamasını ama o zaman da buradan ilk uçağa atlayıp Iverson'u görmeye koşup gitmeseydi ABD'ye. Demirören, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın daha önceleri öğrendiği bir dersi okumadan tekrar keni öğreniyor. Unutmamak gerekir ki; Yıldızların altında...ne keder ne yaş olur...çakıllar elmas olur... bir şarkı sözüdür.

9 Kasım 2010

Deja Vu

Futbolda çok sıklıkla görülen bir deja vu yaşıyoruz. Ortalama olduğu kabul edilen takıma alınan 1-2 yıldız oyuncunun herşeyi değiştireceği beklentisi ve hüsran. Beşiktaş'ın geçen sene daha iyi olmadığını biliyoruz. Yığma defans ile potada kalmaya çalışmıştık ki, ikinci yarının başlaması ile umutlarımızın bir çoğunu kaybetmiştik.

Schuster haklı. O defans yaptırmıyor. O göze zevk veren bir oyun oynatmak istiyor ki; şu ana kadar Querasma'nın ve Guti'nin göze hoş gelen bir kaç bireysel hareketi dışında Beşiktaş takımı tel tel dökülüyor. Hiçbir maçımızı rahat kazanmadık. Gerçi çok fazla maç kazandığımızı da söyleyemeyiz ama maçların çoğunda karşı takıma ağırlığımızı da hissetiremedik. Şimdi bu oyun devam ederse, puan kayıplarıda arka arkaya gelecektir. Daha önümüzde Bursa ve Galatasaray maçları varken, Schuster'in bir an önce defans yaptırmasa da defansda ki oyunculara defans nasıl yapılır onu öğretmesi gerekiyor. Yoksa ligin sonunda bak biz 5 ya da10. olduk ama defans yaptırmadık derse, ilk uçakla artık ister Almanya'ya ister İspanya'ya yollanır.

Burada eleştirmemiz gereken Schuster'ten çok oyuncular. Nihat, Holosko'nun futbolu bırakmak üzere olan Yusuf'tan hiçbir farkı yok. Koşamıyorlar ve daha da kötüsü takım içi dengeleri bozuyorlar. Nihat, gol atacak diye kimseye rahat frikik kullandırmıyor. Kendi kullanması için elinden geleni yapıyor, kullanamazsa da arkadan dır dır konuşuyor kullanacak oyuncunun konsantresini bozuyor. Artık Schuster'in bunlarada müdahale etmesi gerekiyor. Bu oyuncular yerine genç oyunculara yer verilse en azından onların arasından takıma yeni biri kazandırma şansı ortaya çıkar.

27 Ekim 2010

Denizli'yi Özlüyormuyuz!


Querasma ve Guti’siz geçen senenin kadrosu ile oynamaya çalıştığımız ofansif futbol düşüncesi gösterdi ki; Ne Mustafa Denizli, Hınçal Uluç ve diğer gazetecilerin dediği gibi gerçek kimliğini kaybetmiş ve korkak futbol oynatıyordu ne de takımımızın kadrosu Avrupa Kupaları’nda başarıyı bırakın Süper Lig’te şampiyonluk yarışı yapabilecek bir kalitedeydi. Denizli, tecrübeli bir teknik director olarak bu takıma 7 kişi ile defans yaptırmazsa ne olacağını biliyordu. Amman gol yemeyelim bir şekilde atarsak 3 puan alırız taktiği gerçekten de epey işe yaramıştı. Kötü başlanan sezonu kurtaran 8 maçlık galibiyet serisininde 5 tanesi tek fark ile kazanılırken bir tanesi Ankaraspor’a karşı alınan hükmen galibiyetti.

Bir takımın kadrosuna göre oynaması herkes tarafından Kabul edilmiş bir gerçek. Schuster’in Querasma ve Guti’ye güvenerek istediği ofansif oyunu sahaya yansıtması ne kadar doğru ise bu oyuncuların sakatlanması sonucu takımdan ayrı kalması durumunda onların yerlerini dolduramayacağı oyuncular ile aynı taktik anlayış içerisinde olması da o kadar yanlış bir karar. Schuster’i defanstaki oyuncular konusunda da eleştirebiliriz fakat Sivok’un sezon başı sakatlanması ve ardından Ferrari sakatlığı, Mustafa Denizli’nin yaptığı defans seçimi ile karşılaştırmak çok adil olmaz. Farklı koşullarda onların yaptıkları seçimlerde de farklılıklar oluşacaktır.

Bu noktada takımın ofansif eksikliğinin farkında olup devra arası ve sezon sonu transferlerde hala orta seviye defansif ve önlibero (Örnek olarak; Fink, Hilbert tercihleri) tarzı oyunculara yönelen Mustafa Denizli’yi özlediğimizi söyleyemeyiz. Denizli her ne kadar takımın defans problemini görse de oradan yükü almak yerine yığma usulü günü kurtarıyordu. Beşiktaş’ı ileride rahatlatacak bir oyuncu getirmedi getirdikleri de yine ileri yaşlarda olan Yusuf gibi günü kurtaracak oyunculardı.

Eğer Schuster Querasma’sız oynadığı 4 maçta aldığı 4 yenilgiden bir ders çıkartmadıysa tek yapabileceğimiz Querasma’nın bir daha sakatlanmaması için yatıp kalkıp dua etmek.

1 Ekim 2010

90+8'de gelen beraberlik (Steaua Bükreş - Napoli 3-3)



Böyle maçları bir yere not etsek süper olur. Napoli 3-0'dan gelip 90+8'de beraberliği yakaladı. 3. Gol sevinci gerçekten değişik ve güzel.

Video Youtube'tan olduğundan burada göremezseniz linki aşağıda:

http://www.youtube.com/watch?v=5BfVGVeazvU&feature=player_embedded

29 Eylül 2010

Yeter Tom & George Yeter (Kop Yönetime Karşı)

Liverpool taraftarı artık takımın sahibi Amerikalı işadamları Tom Hicks ve George Gillett'in kulüpten gitmeleri için ellerinden gelenleri yapıyorlar. Son propaganda, dünyanın farklı yerlerinde Liverpool taraftarlarının "Tom & George buraya hoş gelmediniz" yazılı bannerlar ile fotograf çektirip yollaması. Türkiye'den henüz bir fotograf göremedim yapıp yollayabiliriz aslında. 

Geçen sene Manchester United taraftarının başlattığı ve halen devam eden protestolara da buradan ulaşabilirsiniz.




 

27 Eylül 2010

Talibi Olmayan Bir Süper Marka

 Geçen sene Turkcell'i neredeyse bütün ön forma reklamlaında görünce bu kadar takımla anlaşmalarının büyük başarı olabileceğini düşünmüştüm. Bu sene onlar futbola akan musluğu kapatınca fark ettik ki, Avrupa'nın en iyi 5. liği olarak Federasyon tarafından reklamı yapılan ligimizin takımlarının en önünde taşıyacakları reklamlara kimse talip değil. Aşağıda listesi olan takımların bir çoğunda büyük firmalar  bulunmakta ama onlar bile takımlarını belki kriz belki boşa giden bir para düşüncesi ile desteklemiyorlar. 

Özellikle Şampiyonlar Ligi'ne direk katılıp en az 6 maç (bunlardan 4 tanesi İngiltere ve İspanya gibi ülkemizdeki bir çok şirketin ilk hedefleri arasında bulunan yerlerde) yapacak olan Bursaspor'a bir talibin olmaması gerçekten çok üzücü.

Reklam alamayan takımlar
Ankaragücü
Bursa
Buca
Gençlerbirliği
Kardemir
Kasımpaşa
Kayseri
Sivas

Ön forma reklamı olan takımlar
Antalya: Sun Express
Beşiktaş: Cola Turka
Eskişehir: Eti
Fenerbahçe: Avea
Galatasaray: Türk Telekom
Gaziantep: Türkoil
İstanbul Büyükşehir: Medical Park
Konya:Torku
Manisa: Vestel
Trabzon: Türk Telekom

22 Eylül 2010

Mou: "Patates Tarlasında Top Oynamak Zordur."


Jose Mourinho zeki hoca takımın oturmadığını bildiğinden önüne ne gelse sallıyor. Maçın özet görüntülerini seyrettim, Berbabeu'nun çimleri Premier League kalitesinde olmadığı kesin ama İzmir Atatür stadı ve İnönü stadyumunu gördükten sonra 10 numara çim. Şaka bir yana gerçekten Real Madrid gibi yılda ortalama 150 milyon euro harcayan bir takım ne yapıp etmeli o sahayı da en üst seviyede tutmalı. Real Madrid'in hocası takımın penaltısının haksız olduğunu ve Espanyol'a karşı kendi sahanda öne bile geçmişken 75 dakika stress altında kaldığını fark ettiğinden ve bir diğer ıslık vakasından kaçmak istediğinden hemen dikkatleri başka yere çekmeye çalışıyor. Bu maç 1-0 bitseydi 9 kişi Espanyol'a verilen bu mücadele yine ıslıklarla uğurlanırdı.

Bu arada Federasyon Kasımpaşa talebi ile Fenerbahçe maçını Ali Sami Yen Stadyumuna aldı ve biraz olsun İnönü stadını dinlendirecek.

17 Eylül 2010

Federasyonun İnönü Stadı İnadı

Futbol Federasyonu 6. hafta maçlarının programını açıkladı. Cumartesi günü Beşiktaş, Antalyasporu ağırlarken pazartesi günü de Kasımpaşa yine BJK İnönü stadında Fenerbahçeyi ağırlayacak. İnönü stadının bozuk zeminin Türkiye Futbol Federasyonu hariç herkes farkında. Ortaya koymaya çalıştığımız, ayağa ve yerden paslar üzerine kurulu oyun anlayışımızı kendi sahamızda gerçekleştirmek imkansız hale geldiğinden neredeyse maçları deplasmanlarda oynamayı tercih edeceğiz.

Biz milli maç olsun deplasman olsun ara verildiğinde zeminin dinlenmesini arzu ederken, TFF hala iki gün ara ile maç oynatıyor bu sahada. Anlaşılmayan nokta ise, İstanbul takımlarından Fenerbahçe'nin Kasımpaşa ile ters fisktüre sahip olması ve rahatlıkla maçlarını Kadıköy'de oynabilirken neden Beşiktaş'ın sahasının tercih edildiği. Eğer Kasımpaşa Kadıköy'de oynamak istemiyorsa daha iyi bir zemine sahip olan Ali Sami Yen stadında oynayabilir maçlarını. Sonuçta Mecidiyeköy de Kasımpaşa semtine Beşiktaş kadar yakın. Bir takım 5 bin kişilik bir tribün yapacak diye Avrupa Kupalarında ve Türkiye'de oynayan diğer takıma zarar vermemeli.

15 Eylül 2010

Real Madrid: 0- Ajax: 2 (1995 Şampiyonlar Ligi)


Ajax, bundan 15 sene önce Real Madrid'i evinde 2-0 yenmiş. Ajax'ın kadrosuna bakınca aslında pek şaşırmamak gerekiyor ki, takımın yarısı sonrada Barcelona'ya taşındı ve orada da dünyaca ünlü oyuncular oldular. Real Madrid'te Cristiano Ronaldo ve Jose Mourinho'nun taraftarlarla ıslık kavgası her ne kadar ortamı gerginleştirmişsede bu akşam Ajax'ın böyle bir süpriz yapması epey zor gözüküyor. Güzel bir maç olacağı ise kesin.

Real Madrid: Buyo, Chendo (Míchel 74'), Alkorta, Sanchís, Quique; Redondo, Luis Enrique, Laudrup (Milla 72'), Amavisca; Raúl y Zamorano.

Ajax: Van der Sar, Reiziger, Blind, Bogarde, Musampa (Reuser 89'), Ronald de Boer, Finidi, Davids, Kluivert, Litmanen y Overmars.

Goller: 0-1: Litmanen, min.64
0-2: Kluivert, min.76.

14 Eylül 2010

Galatasaray 1 - Gaziantep 0 (3.sınıf futbol maçı)

Galatasaray - Gaziantep maçını sizlere taktik olarak uzun uzun yorumlamayacağım çünkü bu ülkenin en büyük 3 takımından biri olan Galatasaray'ın kontraatak dahil hiçbir taktiği yoktu. Amaçsız bir şekilde topu ileriye götürmeye çalıştılar ki, götürdüklerinde de Kewell hariç hiç kimsenin maçı kazanmak için gol atmak gerektiğinin farkında değildi. Gaziantep, uzaktan vuralım yerine +1, 2 pas daha yapabilseydi dün akşam 2-3 gol çıkartabilirlerdi. Çok ileri bir top oynamasalarda en azından bir taktikleri olduğundan topu bir o yana bir bu yana savurmak yerine ayaklara pas olarak yollamaya çalışıyorlardı. Bu da bu maçı izlenir kılan tek özellikti. 

Maçı analiz etmeyeceğiz dedim ama bir paragraf yazdık yine. Benim burada sorgulamak istediğim Frank Rijkaard'ın ilk senesi olmayışı ve artık takımı tanıması gerektiği ile bunun yanında transferlerin neden haziran veya temmuz ayları yerine agustos hatta son gün yapılması. 
 
Bir hoca, bir yıl takımın başında kalıyor ve o takım hala bir taktiğe sahip olamıyorsa bu takımda ciddi sorunlar var demektir. Biz mahalle takımı kurunca bile, 3-4 maç sonra ne yapacağımızı bilen bir ekip oluyoruz. yaklaşık 50 maç sonra Frank Rijkaard Galatasaray'ın eksiklerini göremiyorsa ya da eksiklerinin Misimovic ve Insua olduğunu düşünüyorsa ileriye dönük çok fazla vaad vermiyor demektir. Her ne kadar hocalara süre verilmesi gerektiğini düşünüyorsam, bir takımın kısa ve uzun vade hedefleri hocalarının kabiliyetleri ile örtüşmeli.Geleceği oturtmak istiyorsanız farklı bu seneyi kurtarmak istiyorsanız farklı hoca seçmelisiniz aynen oyuncu seçimi yaparken yapacağınız gibi.
Bizim takımların en büyük sorunu transferleri zamanında (yönetim beceriksizliği ya da ekonomik nedenlerden dolayı) yapamaması. Galatasaray'ı kurtaracak oyuncular Misimovic ve Insua ise bunlar çok rahatlıkla haziran veya temmuzda alınıp takıma monte edilebilirdi ve şu anda takım birbirini daha çok tanır ve daha iyi bir oyun oynardı ama Misimovic ve Insua bizim hedefimiz değildi ve zoraki nedenlerden bunları aldık derseniz de yine haklı olamazsınız çünkü üst üste bu kadar sene gelmeyecek oyuncular peşinden boş yere koşup son gün piyasada son seçeneklerinizi almanız sizi başarısız bir yönetici yapar.

26 Ağustos 2010

Ukranya Ligi'nin Piyasa Değeri

Uzun bir tatil arasından sonra tekrar blogtayım.

Herkes ülkemizdeki Süper Lig'in değerinin Digitürk'ün verdiği paralara bakarak ölçüyor ve Avrupa'nın 5. en iyi ligi olduğunu söylüyorlar. Birçok kesimde benim gibi bir ligin değerinin oynanan futbolun kalitesi ile ölçülmesi gerektiğini düşünüyor. Türkiye'de her hafta bir iyi maç seyretsek kendimizi şanslı hissediyoruz ama Süper Ligi karşılaştırdığımız diğer liglerde çok fazla dişe diş rekabetin ve güzel futbolun oynandığı maçlar oluyor. 

Her ne kadar ülkemizden lig maçlarını seyredemesekte, Avrupa Kupası maçlarından seyredebildiğimiz Ukranya takımlarınında çok kaliteli takımlar olduğunu rahatça görebiliriz. Ukranya Ligi'nin 1992 yılında kurulduğunu göz önüne alırsak tabii ki Avrupa Ligleri ile karşılaştırmayacağız fakat son 19 yılda her ne kadar 13 kere Dinamo Kiev ve 4 Shaktar Donetsk şampiyonluğu bulunsada bu iki takımın ligi domine etmesi diğer takımların gelişmelerine engel olmamış. İki sene önce canlı izlediğim Metalist takımı benim için tam bir ders olmuştu ve bu sene Galatasaray, Ukranya Ligi'nde sadece bir tane 3.lüğü bulunan Karpaty Lviv ile eşleşince yine bu ülke futbolunu ve takımlarını küçümseyen yazılar okuyunca büyük bir yanlışlık yapıldığını düşündüm. Tabii ki kağıt üzerinde bakınca UEFA ve Süper Kupa şampiyonu yıldızlar topluluğu Galatasaray favori gösterilir ama bu takımların 5 maçını seyretsen o zaman anlarsın aslında kimin favori olduğunu. 

Bunu Fenerbahçe Young Boys'ta yaşadı. Maalesef, bizim her sene Avrupa'da final sloganı ile yola çıkan takımlarımızın son 2-3 yılda ligde oynadıkları futbolu tekrar izleseler biz ne konuşuyoruz diye bir düşünürler. Bu arada, küçümsenen 18 yıllık Ukranya ligi takımlarının Avrupa başarıları da şöyle;

2009 - Europe League - Şampiyon - Shaktar Donetsk
1998 - Şampiyonları Ligi Yarı Final - Dinamo Kiev
2009 - Europe League - Yarı Final - Dinamo Kiev

Not: Ukranya bağımsızlığını kazanmadan önceki başarıları
Dynamo Kyiv (1976-77, 1986-87 - Yarı-final - Şampiyonlar Ligi)
Dynamo Kyiv (1974-75, 1985-86 - Şampiyon - Kupa Galipleri Kupası)

22 Temmuz 2010

200'den fazla gol atan Türk oyuncular



Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatiskileri Federasyonu (IFFHS) 200'den fazla lig golü atan oyuncuların listesini çıkartmış Burada ilk 3 ve Türk oyuncular ile Türkiye'de forma giymiş oyuncularınkini sizlerle paylaşmak istedim. 1 Numara 560 maçta 541 gol atan Pele iken ardından 518 golü 341 maçta atan Josef Bican geliyor. Bizim mahallede bile bu kadar gol atan yoktu valla. 3 Numara da meşhur Puskaş 511 gol 533 maçta. Bunların hepsi 40-50 önce olduğunu düşünürsek 4 numaradaki Romario'nun 1985-2007 yılları arasında 612 maçta attığı 489 gol çok daha değerli gözükebilir.

Türk ve Türkiye'de de forma giyen golcülere bakarsak sıralama şöyle; ilk bold rakam oynadığı maç sayısı ikincisi attığı gol sayısı
83. Hakan Şükür Türkiye / Italia / England 534 1988-2008 268
90. Shota Arveladze Georgia / Türkiye / Nederland /


146. Tanju Çolak Türkiye 281 1982-1993 239
175. Mário Jardel Brasil / Portugal / Türkiye /


193. Gheorghe Hagi România / España / Italia /Türkiye 485 1982-2001 227
199. Metin Oktay Türkiye / Italia 265 1958-1969 226
200.    van Hooijdonk Türkiye 372 1993-2007 226
217. Hami Mandirali Türkiye / Deutschland 499 1985-2003 222
312. Aykut Kocaman Türkiye 352 1985-2000 200

19 Temmuz 2010

Jo’bulani 73,769 dolara satıldı.

Jo'bulani, kardeşi Jabulani'nin altın renkli olarak sadece Dünya Kupası Final maçı için yapılmıştı. Dün yapılan açık arttırmada 73 bin doların üzerine bir grup İspanyol taraftara satılmış. Ebay'de yapılan satıştan gelen para Melson Mandela Vakfı'na verilecekmiş.

14 Temmuz 2010

Teşekkürler Fatih Terim

FIFA World Ranking
RankingTeamPts
Jul 10
+/- Ranking
May 10
+/- Pts
May 10
1Spain Spain18831Up318
2Netherlands Netherlands16592Up428
3Brazil Brazil1536-2Down-75
4Germany Germany14642Up382
5Argentina Argentina12892Up213
6Uruguay Uruguay115210Up253
7England England11251Up57
8Portugal Portugal1062-5Down-187
9Egypt Egypt10533Up86
10Chile Chile9888Up100
11Italy Italy982-6Down-202
12Greece Greece9751Up11
13USA USA9691Up12
13Serbia Serbia9692Up22
15Croatia Croatia968-5Down-73
16Paraguay Paraguay96115Up141
17Russia Russia956-6Down-59
18Switzerland Switzerland9406Up74
19Slovenia Slovenia9176Up57
20Australia Australia9110Equal25
21France France890-12Down-154
22Norway Norway8780Equal-4
23Ghana Ghana8749Up74
24Mexico Mexico872-7Down-23
25Ukraine Ukraine870-2Down-5
26Côte d'Ivoire Côte d'Ivoire8431Up-13
27Slovakia Slovakia8297Up52
28Turkey Turkey8101Up-20
29Denmark Denmark7857Up18
30Nigeria Nigeria773-9Down-110

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails